Bay Valens’ın Tuhaf Hikayesi; Bölüm 4

Kulak asmayalım ruhumuzun derinliklerinden kopup gelen her acıya, ancak kurgulanmış gerçeklikler diyarında cevap verebiliriz bu olgusal sanrıya. Valens’ın bu garip dünyasında kesinlikle yer yok artık hiçbir yıkıcı kaygıya; tuhaflıkların kol gezdiği bu esrarengiz dünyada itibar etmeyeceğiz artık bizi bedbahtlığa sürükleyen bu şeytanlığa. Asla teslim olmayacağız, ruhumuzu saran zehirli sarmaşıklara ve savaş açacağız, bizi karanlığa sürükleyen o kuvvetsiz korkuya.

Düşsek de zaman zaman yanılgıya, aldırış etmeyeceğiz zayıflığa ve güç bulacağız, ellerimizden tutup birbirimizi kaldırmaya. O hâlde geri durmayın minnettarlığınızı dile getirmek için, çünkü sizi ben davet ettim ruhumun en özgür topraklarında başlattığım bu eşsiz dansa katılmaya. Ben oldukça memnunum, ruhumun derinliklerindeki bu yolculuğumu sizle paylaşmaya ve neler çıkacağına emin olmadığım iç dünyamı size cesurca açmaya.

Yolculuğumuza geri dönelim ve Valens dışında hikayemizin diğer kahramanlarını da tanıyalım artık. Çünkü Valens’a biraz zaman verelim ki, köpüren bir deniz gibi içini kaplayan o yoğun duygular ve derin kaygılar biraz olsun dinsin. O ahmağı çok iyi anlıyorum ve kabahat bulmuyorum ona bu hâli yüzünden. Ancak hikâyeyi anlatmaktan beni alıkoymasına izin vermeyeceğim bu hissiyatların, her ne kadar gelseler de ruhunun en derinlerinden.

Hiç çekinmiyorum bu yolda karşıma çıkacak olan ufak tefek pürüzlerden. Size bazı bilgiler fısıldayacağım Darin, Telder ve Gabarin’den. Ama sakın es geçtiğimi sanmayın Nole’yi, çünkü ona dair düşünceler hep geliyordu Valens’ın esrarengiz dehlizlerinden.

Bu yolculukta bize eşlik eden pek fazla dostumuz olmayacak, ancak Valens’la beraber bu yolu yürümeyi göze alan dört arkadaşını oldukça yakından tanımak için yeterince zamanımız olacak. Olayların akışı zaten bu kadar tuhaf ve kafa karıştırıcıyken, bir de karakterlerden yana kafamız karışsın istemiyor Valens. Zaten çevresindeki boş kalabalıklardan sıkılıp da öyle çıkmıştı bu tuhaf yolculuğa.

Bundandır ki bize kendisi dışında sadece birkaç dostunu göstermek istedi. Darin’in pek neşelidir her hâli ve bazen de derinden gelir, tüm kalbiyle dile getirdiği ahvali. Telder’ın zehirden daha keskindir bakışları ve şüphe uyandırır tüm davranışları. Gabarin’in ise, her ne kadar kör olsa da gözleri, bu onu alıkoymaz hissetmekten en tuhaf düşleri. Nole ise, bahsi pek açılmayan kayıp küçük bir kızdan çok daha fazlasıydı halbuki.

Bazen ne yaparsak yapalım, bizi alıkoyar dans etmekten bazı hislerimiz. Durmamız gerekir, sakinleşmek için. Biraz da keder gerekir, ruhumuzu okşayıp olgunlaştırsın diye. Hâl böyleyken, isyan etmek yerine müziğin sesini kısalım, biraz da ruhumuzun derinliklerinden gelen karanlık melodilere kulak verelim.

Verelim ki, aydınlığa doğru yürüdüğümüz bu yolda geçireceğimiz neşe dolu anların kıymetini daha keskin bir tutkuyla hissedelim. Ruhumuz kusmak isteyince içindeki hisleri, ona zaman verelim; önüne engeller koyup direnmeyelim. Ve fark edelim neyden kurtulmak istediğimizi, gereksiz karşı koyuşların bize verdiği zararları düşünelim ve bazen de, tıpkı Valens’ın yaptığı gibi, bir film sahnesini izliyormuşçasına arkaya yaslanıp olup biteni seyredelim.

Tıpkı Darin gibi, göğüslemekten korkmayalım en zor yükleri ve neşemizden ödün vermeyelim. Çünkü hayat boyu yaşayacağımız tüm zorlukların aslında ilerideki neşeli günlerimizin birer diyeti olduğunu bilelim ve hiç bitmeyen bir iyimserlikle karşılayalım hayatın karşımıza çıkardığı her şeyi.

Darin, kimsenin düşlerinde bile sahip olmadığı eşsiz bir neşeye sahipti. Hatta öyle bir neşe ki bu, sadece uğradığı yerlerde bile umut tohumları eker insanların yüreğine. Kendisi için var olmaktan ziyade, adeta başkaları için yaratılmış gibi bir hâli vardır onun çoğu zaman. Karşılıksız bir şekilde iyidir Darin, hiç kimsenin sözünden alınmaz ve dramalardan uzak bir dünyaya götürür kendisini dinleyenleri.

Tüm bunları yaparken hiçbir beklenti içerisine girmez Darin, her ne kadar başkaları için yaratılmış gibi bir hâli olsa da aslında durum bunun tam tersidir. Çünkü saçtığı tüm o umut ve neşe dolu tohumların ana hedefi her zaman kendi yüreğidir. Aslında Darin’in tüm bu neşeli hâlleri ve insanlara karşı tutunduğu bu pozitif tavırlar, tamamen kendisini avutmak için planladığı rutinin bir parçasıdır. Mırıldandığı o şarkıların ezgisi aslında dinleyenlerden çok Darin’in ruhuna işlemektedir.

Size öğüt vermeye başlayınca Darin, sesi değişir birden ve toklaşır sesindeki tını aniden. Ancak duyanlara korku değil, heyecan verecek bu derinden gelen yankı hakikaten. Beklemek gerek acele etmeden ve dinlemek gerek sözünü kesmeden; eğer duyabiliyorsanız bu sesi, Darin tarafından seçilmişsinizdir zaten evvelden.

Kulak verin onun hikmetli sözlerine ve renklensin bu yolculuk, Valens’ın tuhaf tutkuları yeniden yükselmeden. Darin bir şarkı mırıldanmaya başlarsa birden, ormanın derinliklerindeki böcekler bile dans eder tereddüt etmeden. Bulunduğu yerdeki tüm renkler en parlak tonlarıyla belirir birden. Melodiye kulak veren her canlı neşelenir ve unutur tüm kaygılarını, ne olduğunu hissetmeden. Ve kaybolur tüm o karanlık düşler aniden.

Bu tuhaf yolculukta Darin’in en büyük motivasyonu, Palefor Oyukluğu’na erişebilme umuduydu. Çünkü çocukken yaşadığı tüm o iyi anıların tamamını buraya sığdırmıştı Darin. Yaşadığı ve büyüdüğü köyü, bu oyukluğun önündeki tepelerin ardında yer alan Bogascallough Vadisi’nin tam ortasında, sırtını Malahirol Dağları’na yaslayan ve önünden kristal bir berraklıkta akan Mojori Nehri’nin bulunduğu muhteşem bir yerdeydi.

İlk arkadaşlarını burada edinmişti; zaten Valens’la da ilk defa burada tanışmıştı Darin. Elbette sadece Valens’la değil, Nole ve Telder’la da ilk defa burada karşılaşmıştı. Burası, onların çocukluklarından hatırlayabildikleri ilk anılarını tecrübe etmeye başladıkları ve hepsi için muazzam derecede değerli olan eşsiz bir yuvaydı.

Bu tuhaf kaçıklardan biri ne zaman kendini kötü hissetse, diğerleri onu Malahirol Dağları’nın hemen ardında yer alan Sebra Gölü’nün kenarına götürürdü. Burası öyle bir yerdi ki, bu dört tuhaf arkadaş dışında burayı bilen hiç kimse yoktu. Çünkü dört bir tarafı dağlarla çevrili olan esrarengiz bir çukurda yer alıyordu bu göl ve çok büyük olmadığı için yerel halktan kimse burayı bulma çabası içine bile girmemişti. Bu göle çıkan yola erişmek için, Malahirol Dağları’nın nehre bakan tarafında bulunan oldukça küçük bir geçitten geçmek gerekiyordu.

Zaten bu geçit, Sebra Gölü’ne çıkan tek yoldu ve Darin’in öncülüğünü yaptığı bir orman yürüyüşü esnasında keşfetmişlerdi bu yolu. Tabii ki asıl rehberliği her zaman Gabarin yapardı ve gidilecek rotaya her zaman o karar verirdi. Ancak Darin, kimsenin mutsuz olmasına tahammül edemezdi. Hele de bu kişi dostuysa, bu durumu asla kabullenmezdi.

Ve böylece fark ettiler Sebra’nın esrarengiz yolunu ve yok ettiler korku yüklü o karanlık toz bulutunu. Ne zaman varsalar ve anlatsalardı kederlerini gölün berrak sularına, onları umutlandıracak bir şeyler fısıldardı göl onların kulaklarına. Duymak isteyen için ibret kapıları açılmıştı, tuhaflıkların kol gezdiği Valens Diyarı’na.

Aslında çıkmış oldukları bu yolculukta sadece Darin değil bu dostların tamamı aynı yere ulaşmak istiyorlardı. Çünkü son bir kez tüm o taze tutkularını ve lekelenmemiş arzularını ve bastırılmamış duygularını ve köreltilmememiş zihinlerini ve yıpratılmamış düşlerini ve yitmemiş umutlarını yeniden hissetmek istiyorlardı.

Son bir kez hayatı, en derin diplerine kadar yaşadıklarını hissetmekti asıl gayeleri. Birbirini her hangi bir çıkar ve beklenti kaygısı gütmeden koşulsuz seven dört yol arkadaşı ve yanlarında kendilerini Palefor Oyukluğuna götürecek tuhaf köpekleri, işte Bay Valens’ın yeni başlayan tuhaf hikayesi…


Galiluminosa sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir