Bay Valens’ın Tuhaf Hikayesi; Bölüm 6

Tellawick’in uğursuzu kurmuştu karanlık tuzaklarını, sulara bile hükmeden kötülükler fısıldardı durmadan. Onun tuzakları, ardı arkası kesilmeyen bir kasırga gibi vururdu ormanın en derin kıyılarını. Hele bir de yola çıktığını duyunca bu tuhaf kaçıkların, en kara büyülerle ördü Palefor’un ıssız yollarını. Valens ve arkadaşları henüz gelmeden başlamıştı bu Moravethli cadının hain planı.

Önce fısıldadı Sebra’yı dolduran o temiz akıntıya ve yolladı kötü büyülerin akışını gölün temiz yurduna. Tellawick Cadısı’nın ağzından dökülen, kimsenin daha önce duymadığı o karanlık sözler; zehirledi akıntıyı ve gölge düşürdü suyun berraklığına. “Mundra rutta, mundra dorne, unda veynoth famine” yani “Vadiye ölüm, suya ölüm ve yeminli dostların tümüne ölüm.”

Bogascallough Vadisi’nde, bu tılsımlı sözlerinin büyüsünü kaybettiğini bilen Tellawick Cadısı, aklındaki tüm kötü planları uzaktan fısıldamaya başladı. Göle ulaşan bu zehirli akıntı, Valens ve arkadaşlarını yanlış yönlendirerek, er ya da geç zaten başlayacak olan bu yolculuklarını olması gerekenden öne çekmelerini sağlamıştı. Moravethli bu uğursuz cadı, yalnızca suya değil, toprağa ve kuşlara da fısıldardı. Kuşların da hepsine değil elbette, yalnızca kargalar dinlerdi onun sözünü. Çünkü onun sözünden çıkan her karga, ayaklarından asılı bir şekilde bulurdu kendini Moraveth’in Karga Pazarı’nda.

Karanlık diyarın en alçak diplerinde yer alan Moraveth Diyarı, tüm zamanların en kötü büyücülerini barındırırdı topraklarında. Kimisi yaşlıydı Tellawick Cadısı kadar, kimisi de henüz yeni başlamıştı bu işlere. Öylesine bir diyardı ki burası, masum kalırdı bu topraklarda Gaveya Kadınları. Eğer bir zehirli iksir hazırlayacaksa bir uğursuz veya bir büyü yapacaksa cadılarından birisi huysuz, varırdı karga pazarına ve ne ararsa bulurdu buradaki tezgâhlarda. İsminin karga pazarı olduğuna aldanmayın, kargadan çok daha korkunç şeyler satılırdı burada; bazen bir Sillek Kurbağası bağrı, bazen bir Norfala Larvası ağzı, birkaç altın ödersen fazladan içten bile değildi bulman Inkalatar Yoncası başağı.

Ve tabii ki söz dinlemeyen kargalar ve kuzgunlar her yerde asılı. Ama ölü sanma bu talihsiz kuşları; bir bilsen, nasıl da isterlerdi çoktan ölü olmayı. Ölümden kat kat daha kötüydü bu pazara düşmek, çünkü en karanlık büyüler için parçalanırdı bu kargalar ve en büyük korkularıydı lime lime edilmek. Bundan dolayı hiçbirinin aklından bile geçmezdi Tellawick’in sözünü çiğnemek. Tek çareydi söyleneni dinlemek ve karanlığı takip etmek.

Havaya kargalarla hükmederdi bu cadı, toprağa ise Bagarra Böcekleri’yle yön verirdi; su için ise bir arayıcıya ihtiyaç duymazdı. Doğrudan kendi fısıldardı en zehirli sözleri, suyun en berrak akıntılarına. Bazen de güzel ezgiler mırıldanırdı karanlığın içindeki o yemyeşil bataklıklara. Valens ve arkadaşları yola çıkmadan, en büyülü sözlerle seslendi nehrin kulağına ama bu sefer her şey oldukça iyi bir tonda. Sanma sakın, Tellawick sade bilir karanlık büyüleri; isterse onun gönlü, berrak eder tüm suları ve indirir dizginleri.

Tellawick’i diyardaki diğer büyücülerden ayıran yönü de buydu zaten. Tüm diyarlarda büyüyü çift yönlü kullanma kabiliyetine haiz olduğu bilinen sadece iki kişi vardı. Bunlardan biri Tellawick Cadısı, diğeri ise Umma Ledasir’di. En azından şu anlık bildiklerimiz sadece bu ikisiydi. Diyardaki tüm diğer büyücüler ya sadece iyilik ya da sadece fenalık ve hinlik amacıyla kullanabilirlerdi bu esrarengiz hünerlerini. Çünkü iyi büyüler aydınlığa hapsederdi tüm öğrenenleri; kötü büyüler ise karanlığa kilitlerdi bütün düşleyenleri. Bir sefer yürümeye başlarsan aydınlığın bahçelerinde, gözlerin görmez olurdu karanlığın en tuhaf silüetlerini. Aksi gelirse başına, idrakın erişemezdi gözünün önündeki aydınlığın parlak sırrına ve düşürmekten başka çaren kalmazdı tüm varlıkları karanlığın bu soğuk ve uğursuz kapanlarına.

İyiliğin kuvvetli hiddetini, karanlığın bir gölge perdesi olarak kullanmak ancak Tellawick Cadısı’ndan beklenirdi. Çünkü Umma Ledasir, her ne kadar karanlık topraklarda doğmuş olsa da bu toprakların gördüğü en merhametli kadındı. Sadece merhametiyle değil, elbet hünerleriyle de ün salmıştı tüm diyarlara. Tellawick’ten hiç aşağı kalır yanı yoktu hünerlerini sergilemek konusunda. Zaten Valens’ın çantasına o filizlerini koyan da kendisiydi bunca işinin arasında. Suya hükmetmeye gelirse konu, Tellawick’in uğursuzu yanından bile geçemezdi Ledasir’in bu konuda.

Ancak Umma Ledasir, son zamanlarda oldukça amansız ve dermansız bir hastalığa yakalanmıştı. Ne diyarın dört bir yanından gelen doktorlar çare oldu ona, ne de en hünerli Gaveya Kadınları şifa bulabildi onun bu amansız rahatsızlığına. Tellawick Cadısı’na gün doğmuştu böylece. Güçten düşen bir Umma ve yolculuğa hazırlanan birkaç kaçık, savunmasızca geziniyordu Malahirol sırtlarında.

Tüm bu yaşananlar elbette büyük bir tesadüfün tezahürü sonucu gerçekleşmiyordu. Her yıl ekim ayının son çarşambası, Moraveth’in en karanlık büyücüleri bir araya gelerek köyün meydanına büyük bir kazan kurarlardı. O gün, karga pazarından alınacak her şeyin bedeli Tellawick Cadısı tarafından ödenir ve daha önce bulunması oldukça zor olan tüm malzemeler eksiksiz bir şekilde temin edilirdi.

Günlerden henüz salıydı; karga pazarı, hiç olmadığı kadar büyük bir kalabalıkla karşı karşıyaydı bugün. Hoflamış Yılanı’nın zehirli dişi, Lamoner Dikeni’nin sivri ucu, Tiller Ağacının kurutulmuş kara odunu ve Toremon Geyiği’nin boynuzu… Tüm bunlar, bu diyarda bulunması en zor malzemelerdi; ancak bu ve bunun gibi birçoğu bugün karga pazarında eksiksiz bir şekilde hazır bulunuyordu. Özellikle diyarın genç büyücüleri için bugün adeta bir bayram günüydü. Hem kendi hünerlerini göstermek için gerekli fırsatı yakalamışlar hem de en karanlık büyüleri bile denemek için ihtiyaç duydukları malzemelere sınırsız ve bedelsiz bir şekilde ulaşma imkânına sahip olmuşlardı.

Tabii bu durum sık gerçekleşen bir şey değildi; sadece bir şey isteyeceği zaman bu kadar cömert olurdu Tellawick Cadısı. Elbette bugün de Moravethli büyücülerden son derece özel bir isteği vardı. Büyülerin en kötüsü, zehirlerin en yamanı ve yapanlarını bile hasta eden; Moravethli cadıların tüm diyara namının yayılmasını sağlayan o büyü ki, büyülerin en karası… Başka diyarlarda ismini bile anmaya çekinir insanlar; çünkü bilmezler ne olur bunun pahası. Kral Slintolos zamanında söylemek bile yasaktı bu uğursuz lafzı.

Yakıldı büyük bir ateş köyün tam ortasında; atılan odunlar bile tereddüt etti yanma hususunda. Karanlıkların en dibi, büyülerin en kötüsü… Gri toz bulutları sarmaya başlamıştı Moraveth’i ve bir anda göründü genç bir büyücü, elinde Ledasir’in örtüsü. Tenarabus Büyüsü için artık tüm malzemeler toplanmıştı. Moravethli tüm büyücüler de çoktan hazırdı bu büyü için; ama Ledasir’in örtüsünü gördüklerinde son derece şaşırdılar.

Çünkü Umma Ledasir, Moravethli cadılar tarafından pek sevilmese de kimse ona karşı, Tellawick Cadısı’nın duyduğu kadar şiddetli bir nefret beslemiyordu, yüreklerinin derinlerinde. Hal böyle olunca bu cadılardan bazıları tereddüte kapıldı bir anda. Zira Tenarabus Büyüsü her zaman yapılan bir şey değildi. Hatta diyardaki birçok büyücü, hayatları boyunca böyle bir büyünün yapımına dahil olmak bir yana, yapıldığına tanık dahi olmamışlardı.

Tellawick, tereddüt eden gözlerle bakmaya başlayan Moravethli cadılara seslendi birden ve şöyle dedi: “Tereddüt edenler, bir an dahi durmasın burada; çünkü yer yok kalbindeki şüpheyle var olanlara bu meydanda. Evet, büyülerin en karasıdır bu; ve sonunda yapanların bile yüreğine çöker ağır bir tabu. Ancak karanlık diyarlarda griye yer yoktur; bundandır ki, Umma’ya yapılacak bu büyü ve yayılacak buradan tesiri. Fakat tereddüt dolu olursa bu büyüyü yapanların kalpleri, nasıl mühürlensin Ledasir’in ruhu ve kapansın defteri? O yüzden ayrılsın lütfen tereddüt edenler ve korkmasınlar; çünkü ayıplanmayacak bu yüzden meydanı terk edenler.

Moravethli büyücülerin bir kısmı kenara çekilerek, teker teker ayrılmaya başladılar. Ancak cadıların birçoğu hâlâ ateşin etrafında merakla bekliyordu. Kalanlar, Tellawick Cadısı için yeterliydi; çünkü yedi bilge büyücü, Tenarabus’u tamamlamaya kafiydi. Kaynamaya başlamıştı kazan; cadılar toplandı ve söylediler hep bir ağızdan: “Tenarabus ala forte illa mortem illa morte”…

Biraz Marlsalot Yaprağı, azıcık Kargı Kamışı… Hani nerede Norfala Larvası ağzı? Bir tutam Yosmalen Filiz’i, bir parça Mavi Karga’nın gagası, azıcık Sillek Kurbağası bağrı… Şimdi oldu mu tamam? Yetmez buncası, biraz da lazım Tenebir suyu bocası; birkaç damla da Hoflamış Yılanı zehri damlası… Artık tamam olsa gerek iksirin eksik parçası. Ah, dur ahmak cadı, unutuyorduk neredeyse… Al at içine şunu da: biraz Mondathir Kökü, azıcık da Palefor Elması… Son olarak fırlattık mı bu tülü, işi biter ve yok olur Ledasir yosması. Hep bir ağızdan: “Tenarabus ala forte illa mortem illa morte” yani “Lanetli ölüm olsun bu ölüm; ama olmazsa öyle, yine de ölüm, yine de ölüm.”


Galiluminosa sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir