Helakirtor Diyarı; Bölüm 2

Bir an önce uzaklaşmak istiyordu Dyamatlis bu yabancı topraklardan. Bedeninde dolaşan kan dahi kurumuştu, yitip gitmek üzereyken aklı başından. Lachita’nın ağırlığı sardı tüm ruhunu ve bulanmaya başladı gözleri o koyu mavi sis bulutlarından. Biraz mutlu, biraz suçlu, biraz tedirgindi hali; ancak kurtaramadı zihnini bir türlü ne kuşkulardan ne de karanlıktan. Yine de tutundu canlı kalan son zerresine ve kurtardı kendini Kuzey’in en tekinsiz topraklarından.

Yürümeye başlamıştı Dyamatlis sırtında tüm diyarın yüküyle. Doğru olanı mı yapmıştı, yoksa Helakirtor’un sonunu getirecek olan bir yamanlığın baş sorumlusu mu olacaktı? Ne yapacağını bilemez bir durumdaydı artık; bir kahraman mıydı yoksa karanlığın hizmetkârı olan alçak bir cadı mı? Teslim mi olmalı zihnini saran bu kaygılara, yoksa devam mı etmeli aldırış etmeden yoluna? Hissetmediği bir duygu kalmış mıydı acaba? Tatmin, kuşku, nedamet ve keder; bir anlık rahatlasa da bir hayli derbeder. Ancak tüm bu hislerin altında, her birinden beslenerek kendini büyüten başka bir duygu ortaya çıkmak üzereydi. Evet, merak duygusu uyanmaya başlamıştı içten içe. Fakat henüz iç kavgası bitmemişti kendisiyle.

Lady Dyamatlis, hayatı boyunca yaşadığı tüm dilemmaları yeniden hissetti yüreğinin en derinlerinde. Çünkü soylu ailesini bırakıp Lord Morpsulus’un peşine takıldığından beri doğru olanın ne olduğu konusunda asla kendisini ikna edememişti. Bu yaptığı tercih ailesine ve hanesine bir ihanet miydi? Kötü olan kimdi ve doğru olan neydi? Ah, zavallı Dyamatlis! Ne de güzel gözlerinin o koyu yeşil, buğulu hali… Sana mı kaldı Helakirtor’un tüm yükü? Böyle mi olacaktı güzeller güzeli bu Lady’nin ahvali?

Acaba atmalı mı ateşe bu karanlık kitabı ve dönmeli mi Melehor diyarına, yoksa devam edip varmalı mı o karanlık topraklara yarına? Bir yandan mahcup hissediyordu kendini baba diyarına. Diğer yandan da borçlu sayılırdı kendisine kucak açan Mare Rumbrum halkına. Peki ya sırtında taşıdığı bu ağır yük; âdeta pranga olmuştu ayaklarına. Ah, inatçı Dyamatlis! Kimseyi dinlemezdi bir şeyi koydu mu aklına. Ancak yaklaşmaya başladıkça karanlığın anayurduna, telaş sardı her bir zerresini ve merak vurmaya başladı aklına.

En tehlikelisi de buydu zaten; bir sefer yeşerirse merak duygusu yüreğinin derinlerinden, tıpkı Galadonna Ateşi gibi harlanarak yükselirdi hiç durmadan. Ne yaşıyordu bu zavallı kız bu kadar kısacık bir zamanda? Bilse hiç atılır mıydı böyle bir maceraya? Bir yanı açmak istiyordu bu gizemli kitabı, diğer yanı da yakıp yok etmek. Ancak Tanzigot’un Azamet Çığlığı duyulduğu için tüm diyarlardan; artık yok etmek çıkmıştı bir seçenek olmaktan. Dindirdi ruhundaki bu coşkun hisleri ve devam etti yoluna hiç durmadan. Ne kadar karışık olsa da zihni, bu onu alıkoymadı kendi şarkısını mırıldanmaktan.

Ah, Dyma! Canım Dyma, Melehor’un küçük kızı.
Henüz yedi yaz yaşamıştı ve kapıdaydı yedinci kış, beklerken ayazı.
Yasemin kokar güneşte öğütülmüş buğday sarısı soluk saçları.
Gitmese de düşlerinden tanır hem o eski ormanı hem o kadim ağaçları.

Seyre daldı gökyüzünü evinin penceresinden.
Tek bir dileği vardı Düşler Ülkesi’nin Yüce Efendisi’nden,
Anlat hadi, ormanın yüce gönüllü bekçisi;
Tuhaf köpek Gabarin’den yeni hikayeler getir, diyarın kutlu habercisi.

Sakın bahsetme annene ormanın bu tuhaf çocuğundan,
Yoksa fısıldanan öyküler kesilir o minik kulağından.
Korkma uzatmaktan düşlerinde yeşeren o sarmaşıkları gökyüzüne;
Kulak asma rüyalarda sana şer fısıldayan o uğursuzun sesine.

Kaygılanma, küçük Dyma; dokunamaz sana hiçbir uğursuz.
Seni korumaktan asla geri durmaz Düşler Ülkesi’nin Efendisi, hiç kuşkusuz.
Hem o tuhaf köpek Gabarin’in sahibidir kendisi;
O yaşadıkça var olacak tüm diyarların ülkesi Helakirtor’un hikayesi.

Şarkısı biterken beraberindeki diğer Gaveya Kadınları derin bir iç çekti ve hep beraber yolculuklarına devam ettiler. Diğer kadınlar ahmak değildi tabii; anlamışlardı Dyamatlis’in bu tutarsız ruh halini ancak elden bir şey gelmezdi artık. Hep beraber Lachita’yı Mare Rubrum’a getirmek üzere yeniden ilerlemeye başlamışlardı. Azamet Çığlığı her yerden duyulduğu için İranarious Hanesi, yıllardır peşinde koştuğu Lachita’nın teslim alındığını anlamıştı. Haberin yayılmasıyla beraber sadece Mare Rubrum ve Tilis halkı değil, aynı zamanda diyarın en doğusunda bulunan Perasimonor’dan da kara büyücüler karşılama için gelmişti. Kendini İblis’in hizmetkârı olarak gören herkes, âdeta bir kutsal kitap gibi gördükleri Lachita’yı karşılamak için görkemli bir tören yapmayı kendilerine görev edinmişlerdi.

Sonunda Lady Dyamatlis, arkadaşlarıyla beraber Mare Rubrum’a ulaşmıştı. Helakirtor’un bilinen tüm önde gelen kara büyücüleri tören için hazır bekliyorlardı. Ve Lady Dyamatlis şehir sınırlarına girdiğinde bu büyücüler, bildikleri en görkemli büyüleri yaparak gökyüzünde parlayan tüm ışıkları siyaha çevirdiler. Gökyüzünden aşağı doğru siyah dumanlar süzülmeye başladı her bir yandan. Bu siyah dumanlar Ay’ın önünü kapatmaya başladı; ancak Ay’ın güçlü ışığını tamamen kesmeye en karanlık büyücülerin bile gücü yetmemişti. Ay’ın ışığı siyah dumanların arasından süzülerek koyu mavi tonlarda Mare Rubrum diyarına vurmaya başlamıştı.

Gerçek bir renk cümbüşü yaşanıyordu, karanlık ormanlara mavinin en koyu tonuyla ışıklar vurmaya başladığında yeşil, mavi ve siyahın birlikte dans ettiği muazzam bir görüntü oluşuyordu. Ateşler yakılmaya başlanmıştı dört bir yandan böylece kırmızı da katılmıştı bu renklerin dansına. Karanlık ormanın en derinlerinde yaşayan Toremon geyikleri avlanmış ve daha önce görülmemiş bir ziyafet için hazırlıklar tamamlanmıştı. Sadece siyah dumanlar yükselmiyordu artık bu karanlık topraklardan, aynı zamanda dört bir yanda kaynayan içi yahni dolu kazanların üzerindeki beyaz buharlar da görülmeye başlamıştı.

Karanlığın sadık hizmetçileri, kendilerine yakışır bir şekilde karşılıyorlardı yüzyıllardır bekledikleri bu hazineyi. Ne kadar görkemli olabilirse o kadar görkemliydi tüm bu kutlamalar. Chenosa Konseyi’nin üyeleri de karşılama ekibinde Iranariouslarla birlikte yerini almıştı. Çünkü konseydeki yaşlı ve bilge büyücüler, böylesine büyük bir gücün Iranariouslara bırakılmayacak kadar önemli olduğunun farkındaydı. Lord Morpsulus bu görkemli güne bir gölge düşmesini istemiyordu ve bundan dolayı tüm hanesini, Konsey’in üyelerine karşı saygılı olmaları yönünde uyarmıştı. Chenosa Konseyi’nin tüm yaşlı üyeleri, âdeta bu törenin onur misafirleri gibiydiler. Konsey üyelerini gören herkes, onları yürekten bir saygıyla selamlıyordu.

Lady Dyamatlis, kendisini karşılayan kalabalığın arasından ilerleyerek Lord Morpsulus’un yanına geldi ve elindeki bu kadim kitabı Lordu’na teslim etti. Iranarious Hanesi hiç olmadığı kadar makul davranıyordu. Âdeta Lachita ile beraber üzerlerine bir sükûnet çökmüştü. Lord Morpsulus, Lachita’yı eline aldıktan sonra Chenosa Konseyi’nin lideri ve en yaşlı üyesi olan Belabirdor’a teslim etti.

Bilge Belabirdor, daha önce Iranarious Hanesinin aleyhine olacak şekilde birçok karar vermişti. Ancak buna rağmen Lord Morpsulus, Lachita’yı hiç tereddüt etmeden onun ellerine teslim etmişti. Çünkü Iranariousların kendileri dahi bu kadim kitaptaki bilgileri anlayabilecek kadar bilge olmadıklarının farkındaydılar. Chenosa Konseyi’ndeki hiçbir kara büyücü bu kitabın bulunmasını asla istemiyordu. Çünkü Lachita’nın yanlış ellerde nasıl tehlikeli bir silaha dönüşebileceğinin farkındaydılar. Bilge Belabirdor kitabı eline aldıktan sonra uzunca bir süre hafızalardan silinmeyecek bir konuşma yaptı.

Ey Mare Rubrum’un cefakâr ve sadık hizmetçileri! Hepinizin malumudur ki bu diyarda kimsenin bir efendiye ihtiyacı yoktur. Bugün size bir lider veya bir efendi olarak değil; uğruna canlarımızı düşünmeden feda ettiğimiz ve edeceğimiz Mare Rubrum diyarının bir ferdi olarak sesleniyorum. Yüzyıllardır bu topraklarda kurduğumuz düzenin ve tüm bu çabalarımızın yegâne gayesi; tüm Helakirtor’da zulüm görmüş karanlık büyücülerin, Gaveya Kadınları’nın ve kralın beceriksizliği sonucu ortaya çıkan bütün kötülüklerin günah keçisi olarak görülen herkes için biraz olsun kendilerini güvende hissedebilecekleri bir yer yaratmaktı. Tüm halklar tarafından ötekileştirilen bu talihsiz ucubelerin “ev” diyebileceği bir yer kurmak… Evet, sevgili evlatlarım, bize böyle diyorlardı değil mi? Lanetli ucubeler, uğursuz büyücüler, bebek katilleri; bunlar bize takılan onca kötü isimden yalnızca birkaçı.

Biliyorsunuz ki evlatlarım, daha önce yapmadığımız birçok şey ile defalarca suçlandık. Diyar diyar sürüldük; gittiğimiz her yerde korkunç işkencelere ve türlü aşağılanmalara maruz kaldık; sonunda bir araya gelerek Mare Rubrum’u kurduk. Hakkımızda yayılan tüm bu kötü iftiraların aksine biz, hayatlarımızı tüm Helakirtor’u korumaya adadık ancak onların bunu anlaması hiçbir zaman mümkün olmadı. Çünkü görmeyi bilmeyen gözler için hiçbir alamet yeterli olmayacaktı.

Tüm diyarlara hükmeden yozlaşmış bir kral, aile sirkine çevrilmiş haneler, bitmek bilmeyen kanlı savaşlar, fakirlik ve sefalet içinde yaşayan halklar… Bu mu Helakirtor’un huzuru ve biz miyiz bu huzuru bozan? Ama onların dediğinin aksine bizler; kaçık ucubeler olmanın çok ötesinde; görülmeyeni gören, söylemeye korkulanları haykıran ve zulme karşı isyan etmekte bir an bile tereddüt etmeyen, yürekleri cesaretle dolu olan Mare Rubrum halkıyız.

Tüm diyarların en büyük Lordu olan Iranarious’u hatırlıyor musunuz sevgili dostlarım? Ona edilen zulümleri unutmak ne mümkün, öyle değil mi? Bir zamanlar kendisi ve hanesi Helakirtor’un en ileri gelenleri arasındaydı. Kral Talamondis dahi ona sormadan hiçbir önemli karar almazdı. Ancak bir gün hanesine sığınan iki zavallı kadına yardım edip sahip çıktığı için maruz kaldığı işkenceleri hatırlayın. Peki ya böylesine ıstırap dolu bir ölüm! Kim böyle bir ölümü hak edebilir? Hangi ölümlü böyle bir cezaya maruz kalacak kadar kötü olabilir? Bebekleri anne ve babalarıyla beraber, tüm hanelerinin önünde diri diri yakacak kadar kibrine kim yenik düşebilir? Kötülüğün diyarı Mare Rubrum mu yoksa kralın şehri mi? Söyleyin bakalım bana, karanlık ucubeler!

(Karanlık hep bir ağızdan: “Mare Rubrum! Mare Rubrum! Mare Rubrum!”)

Ey karanlık ucubeler! Ay ışığına yemin ederim ki biz bundan çok daha fazlasıyız. Hakkımız olanı geri almak ve Helakirtor’un huzurunu yeniden tesis etmek için yüreklerimizdeki cesaretten güç alarak sizinle beraber bir yolculuğa çıkmak istiyorum. Bu yolculuğun sonunda hiçbirinize mutlak bir zafer garanti edemiyorum; ancak onurlu bir mücadele ve ölmek için şerefli bir yol vadediyorum. Iranarious ve onun gibi haksız yere zulüm gören tüm dostlarımızın hatırasını yaşatmayı vadediyorum. Her şeyden önemlisi; bizden sonra gelecek nesillerde hiç kimsenin tuhaf olduğu için hor görülmediği ve zalimler tarafından koyulan saçma kurallara sığmadığı için hiçbir ucubenin dışlanmadığı bir düzen vadediyorum.

Evet, bu diyarda kimsenin bir Lord’a veya efendiye ihtiyacı yok; ama madem bir Lordumuz var, onu şereflerin en büyüğüyle şereflendirmek istiyorum. Iranarious ve Valader’in oğlu, hanesinin tek varisi Lord Morpsulus; tüm diyarın huzurunda, Lachita’nın bana göstereceği tüm yolları senin için aydınlatmaya ant içiyorum ve belki de yıllarca sürecek bu yeni savaşta seni Mare Rubrum Orduları’nın Komutanı ilan ediyorum. Şimdiye kadar Chenosa Konseyi’nde sana ve hanene verdiğimiz tüm cezaları da affediyorum.


Galiluminosa sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir