Bay Valens’ın Tuhaf Hikayesi; Bölüm 8

Bay Valens sadece kendi iç dünyasında yolculuğa çıktığını zanneden genç bir adam mıydı? Yoksa bundan çok daha fazlası mı? Peki ya ona yoldaşlık eden bu arkadaşları, aslında heyecan dolu yeni bir maceraya atılacaklarını düşünen bir avuç kaçıktan mı ibaretti, bilemiyoruz. Ancak şunu biliyoruz ki bu genç insanları oldukça değerli kılan bazı yönleri mevcuttu. Onları diyardaki diğer çocuklardan ayıran ve Tellawick’in uğursuzunu onların peşine takan bir sebep vardı.

Sulardaki fısıltıları duymaları mı? Yoksa Sebra Gölü kıyısında tanıştıkları o tuhaf arkadaşları mıydı bu sebep? Yoksa korkusuz yüreklerinde büyüttükleri ve ruhlarının derinliklerinde gizlice besledikleri o güçlü tutkuları mı? Yine yanıtlanmayı bekleyen pek çok soru var ve biz bunlardan pek azına yanıt vereceğiz.

Lady Virgadot, Umma Ledasir ile yaptığı veda konuşmasının ardından bir hışımla ayrıldı Perasimonor diyarından. Bir saat boyunca süren bu konuşmada Ledasir, Virgadot’a çok önemli bir görev vermişti. Tüm diyarların ülkesi olan Helakirtor’u belki de kurtaracak bir görevdi bu. Aynı zamanda Valens ve arkadaşlarının yolculuğunu bitirecek bir görev. Çünkü bu çocukların gitmeyi planladıkları Palefor Oyukluğu aslında kendi istekleri dışında kulaklarına fısıldanan ve zihinleri bulandırılarak akıllarına yerleştirilen bir yerdi. Burada ne mutlak huzura erişecek ne de kayıp duyguları ve yitik tutkularını yeniden keşfedebileceklerdi.

Virgadot, gecenin karanlığı ve Tenebir’in kasveti dağılmaya başlayınca tırmandı Perasimonor’un sırtlarına. Geçmeye başlamıştı eski surların tekinsiz yollarını ve bir an önce ulaşmak istiyordu Venafiorum’un kuzey tepelerine. Çünkü Valens ve arkadaşları, burada yer alan Bogascallough Vadisi’nde yaşıyordu. Onları bulmalıydı Virgadot ve çıktıkları bu yolculuğu bir an evvel sonlandırmalıydı.

Çünkü eğer yolculuk devam ederse neler olacağını anlatmıştı Ledasir ona;

Söyle onlara Virgadot, anlat o uğursuzun alçak planlarını; göster o masumlara terkedilmişler diyarının bu karanlık yollarını. Zannetmesinler onlara iyi gelecek bu yolculuk ve bilsinler, karanlık bulutlar saracak hepsinin ruhlarını. Hele bir de düşerlerse gaflet çukuruna, kendileri hazır ederler kendi sonlarını. Eğer ki bahis açarlarsa birilerine, Sebra’daki o sevgili dostlarından, artık kurtulma şansları kalmaz o Tellawick’in uğursuzundan. Benim de varlığım yitip gidince bu diyardan, fayda gelmez bundan böyle ne Ledasir’den ne de kargısından. Son olarak bilsinler şunu: Sular her zaman akıp gelmez en temiz nehirlerin bağrından ve fısıldamaz her zaman umut getiren şarkıları vadinin sırtlarından.

Lady Virgadot, görülmeye pek de alışık olmadığı topraklarda gezinmeye devam ederken Perasimonor sınırlarını yavaş yavaş terk etmeye başlamıştı. Bogascallough Vadisi’ne giderek Valens ve arkadaşlarının rotasını takip etmek niyetindeydi. Bir yandan Ledasir’in son sözleri aklında dönüp duruyor, diğer yandan ise Valens ve arkadaşlarını nasıl bulacağına dair düşüncelerle zihnini meşgul ediyordu.

Virgadot oldukça gerilmişti, çünkü Bogascallough Vadisi’ne yaklaştıkça omzundaki sorumluluğun yükünü daha fazla hissetmeye başlamıştı. Valens ve arkadaşlarının bu tuhaf yolculuğu, göründüğünün ötesinde çok daha karmaşık bazı olaylar silsilesinin en kritik noktasıydı. Virgadot bu durumu açıklamak üzere Malahirol Dağları’nı geçerek Venefiorum’un kuzeyine doğru ilerlerken, Valens ve arkadaşlarını nasıl bulacağını kara kara düşünmeye başlamıştı.

Tam da bu düşünceler Virgadot’u umutsuzluğa sürüklemeye başlamışken Sonsuz Orman’ın içlerinden soluk benizli bir köpeğin ona doğru koştuğunu gördü. Köpeğin bu koşuşu Virgadot’u hiç tedirgin etmedi, çünkü saldırgan bir tutumla değil, sevecen bir duyguyla ona doğru yaklaşıyordu bu ufaklık. Köpek kendisine doğru yaklaştıkça bunun Valens’ın tuhaf köpeği olan Gabarin olduğunu anlamıştı. Hal böyle olunca Valens ve arkadaşlarının da yakınlarda bir yerde olması muhtemeldi.

Virgadot, Gabarin’in rehberliğinde yola koyuldu ve Sonsuz Orman’ın kıyısında ilerlemeye başladılar. Çok geçmeden Venafiorum’un kuzey sırtlarına eriştiler; vardıkları bu yerde Valens ve arkadaşlarının onları beklediğini gördüler. Gabarin hızla koşarak Valens’ın kucağına atlarken Virgadot da hızlı adımlarla bu gençlerin yanına yaklaştı. Kendisine yöneltilen şüpheli bakışların altında Virgadot kendini takdim etti. Ardından, bu gençlerin aradığı kişiler olup olmadığını anlamak adına onlara kim olduklarını sordu.

Darin, Telder ve Nole, ilk defa gördükleri bu kadına karşı oldukça tedirgin bir tavır takınıyorlardı. Ancak Valens’ın üzerinde ne böyle bir tedirginlik ne de belirgin bir şaşkınlık hissi vardı. Telder ve Darin, Valens’a yaklaşarak bu kadının kim olduğunu ve onu nereden tanıdığını sormaya başladılar. Fısıltıların giderek yükseldiği bu ortamda Virgadot aniden Valens’a seslendi: “Bay Valens, sizinle yalnız konuşmam gerekiyor.” Valens tüm bu soruları yanıtsız bıraktı. Ardından Virgadot’la beraber dostlarının yanından uzaklaşarak hararetli bir sohbete başladılar.

“Lütfen söyleyeceklerimi iyi dinle genç adam. Bu çıkmış olduğunuz yolculuk sizler için eğlenceli bir macera olabilir; ancak bu yolculuk, her ne kadar siz haberdar olmasanız da, tüm diyarların kaderini etkileyecek oldukça tuhaf bir hadise. Bundandır ki Ledasir, son anlarında beni yanına çağırarak seni ve arkadaşlarını durdurmam gerektiğini söyledi. Bilmediğin çok şey var Valens, ama bilmen gereken tek bir şey var: Bu yolculuğu hemen bitirip vadinize geri dönmelisiniz.”

“Lady Virgadot, size karşı yüreğimin derinlerinde sonsuz bir saygı besliyorum; ancak düşündüğünüzün aksine ben bu durumların tümünden haberdarım. Bu yolculuğa çıkmak için Tellawick Cadısı’nın beni ve arkadaşlarımı tahrik ederek yanlış yönlendirdiğini fark etmeye ilk başladığımda durumu yakın bir dostum olan Mezmerion’a anlattım. Evet, bu Sebra Gölü’nde tanıştığımız o kişi ve benim de oldukça yakın bir dostum. Merak etmeyin Lady Virgadot, onu ben de en az sizler kadar düşünüyorum. Zaten yolculuğa devam etmemi de Mezmerion istedi. Böylece Tellawick’in uğursuzunu gafil avlayabilecektik.”

Virgadot, oldukça şaşkın bir ifadeyle: “Hayır Valens, Mezmerion henüz bir çocuk. Tellawick’in uğursuzu ise sizin tahmin ettiğinizden çok daha güçlü ve kurnaz bir cadıdır. Ledasir’in son sözleri bu yolculuğun bitmesiyle ilgiliydi. Onun hatırasına saygısızlık yapmayacağını biliyorum Valens. Şimdi bir Lady’yi yalvarırken görmek istersen yalvarayım; eğer ayaklarına kapanmamı istiyorsan bundan da hiç çekinmem.”

Sizden asla böyle bir şey istemem Lady’im; hele de Umma Ledasir böyle bir şey söylediyse asla karşı çıkmayacağım. Ama neden ondan ölmüş gibi bahsediyorsunuz? Yoksa ona kötü bir şey mi oldu? Ledasir artık aramızda olmayacak Valens. Şimdilik sana bu kadarını söyleyebilirim, daha fazlasını lütfen sorma. Daha önemli işlerimiz var; şimdi sana ve arkadaşlarına vadiye kadar eşlik edeceğim.

Ledasir ile ilgili duyduğu şeyler Valens’ı derin bir hüzne sürüklemişti. Bir yandan da coşkuyla başladıkları bu yolculuklarının en azından şimdilik sona ermesi, ruhunda derin bir boşluk hissetmesine neden olmuştu. Daha sonra Virgadot’la beraber arkadaşlarının yanına geldiler ve Valens, yolculuklarına şu an için devam edemeyeceklerini, bunun sebeplerini de vadiye dönünce açıklayacağını söyledi. Ardından hep beraber vadiye doğru geri dönüş yoluna koyuldular.

O esnada, hiç beklenmedik bir şekilde, Telder eski bir şarkı mırıldanmaya başladı;

Ne sevilesi bir diyar ne de hoş bir nehir
En sisli günlerden daha bulanık akar Tenebir
Kapat gözlerini iblislerin lanetli çeperlerine
Dans eden alevler keder getirsin şu solgun bedenine

Eğer talipsen görmeye eski ayın ışıltısını
Duymalısın Sebra’nın şu ahenkli fısıltısını
Ancak lanetlemekse amacın o Tellawick uğursuzunu
Söyle Eryndal’a, getirsin Mezmerion kusursuzunu

Aldanma Terra’nın fitne getiren o muazzam ezgisine
Güven şu ahmağın şüpheyle örülmüş sezgisine
Sarmasın zihnini gerçekliğin kuşkusu
Yok eder kaygıları ruhun bu amansız tutkusu

Valens diyarı, aslında daha önceden kurgulanmış çok daha büyük bir evrenin son derece ufak sayılabilecek bir parçasıydı. Görünenin çok daha ötesinde, yokluklar âleminde var olan bir dünya. Karanlığın ve aydınlığın, kibir ve tevazunun, neşe ve hüznün, iyiliğin ve kötülüğün birlikte dans ettiği bir diyar. Tüm diyarların ülkesi Helakirtor diyeceğiz adına; Valens’ın küçük diyarının büyük ülkesi.

Sınırları ruhu aşan tuhaflıklar silsilesi, aydınlıktan karanlığa doğru uzanan bir yol çizmişti düşleyenlerin bu tuhaf ülkesi. Yükselmeye başlar her bir diyardan özgürce söylenen şarkılar ve kimse teşebbüs edemez kısmaya bunca güzel sesi. Kimileri yükselecek kaderin kaçınılmaz takdiriyle, ancak kimileri de görülmemiş bir kederin pençesine sürüklenecek, içlerinden bir türlü atamadıkları o karanlık vesveseleriyle.

Bazen tarifsiz güzellikler kaplar bazı toprakları ve güneş parlar en merhametli haliyle; hatta ay bile okşar gökyüzünü ve eşlik eder bu muazzamlığa, ruhu besleyen tarifsiz bir ezgiyle. Bazen de karanlık bulutlar kaplar bazı diyarları ve sis bulutları tekinsizlik ile tanıştırır eriştikleri tüm toprakları. Hele bir de dumanlar yükselirse o lanetli nehirden, uzunca bir süre iyi bir haber bekleme ne kıyısındaki diyarlardan ne de Tenebir’den.

Bu arada sakın bitti sanmayın Bay Valens’ın bu tuhaf hikâyesi, çünkü sadece yeni bir dünyaya açılıyor kapımız ve Valens bunun en önemli nişanesi. Şimdi hazırsanız yeni bir yolculuğa yelken açıyoruz; rotamız tüm diyarların ülkesi. Evet, Helakirtor diyeceğiz adına. Gelin, çekinmeden siz de benimle beraber eşlik edin şu amansız tutkuların bu pervasız yolculuğuna.


Galiluminosa sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir