Ormanın derinliklerine doğru başlayan bu yürüyüş, Bay Valens’ı bir yandan kaygılandırırken diğer yandan meraklandırıyor, heyecanlandırıyor ve içini ürpertiyordu. Valens, yanına aldığı silah arkadaşları; Darin, Telder ve tuhaf köpeği Gabarin ile beraber, bahçesinin önünden ormana doğru uzanan patika yoldan yürümeye başladılar. Bildikleri en eski şarkıları mırıldanarak yürüyen bu kaçıklar, bir anda derinden gelen bir sesle irkildiler. Kendilerine geldiklerinde ise ne Darin, Telder’i görebiliyordu artık, ne de Valens, Gabarin’i bulabiliyordu.
Birlikte başladıkları bu yolculuk, henüz ilk dakikalarından itibaren her biri için kişisel bir yolculuğa dönüşmüştü. Valens bir yandan tedirgin gözleriyle dostlarını ve köpeğini ararken, diğer yandan da zihninde dönmekte olan düşüncelere kulak veriyordu. Kafasında dönen düşünceleri dinlemeye başladıktan sonra Valens, bir anda şöyle seslendi:
“Darin, Telder, sizi ahmaklar, beni düşüncelerimle yalnız bırakın! Ve ayrıca, nereye kayboldunuz bir anda? Ne işiniz var sizin zihnimdeki karanlıklarda?” Darin ve Telder bunun üzerine tek bir ağızdan oldukça tok bir sesle şunları söylediler: “Biz baştan beri sadece senin zihninde var olduk Valens. Ancak sen şu korkaklığını bir kenara bırakıp, yüzleşmeye başlayınca kendi benliğinle; ve sınayınca kendi sınırlarını, yenince tüm korkularını; biz çıktık ortaya tam o zaman ve göstereceğiz gerçek Valens’ı sana şu fani hayatın son bulmadan.”
Herkes gibi Valens da bu hayatı ilk defa tecrübe ediyordu. Uzun bir sürenin ardından gerçekten yaşadığını ve hayatta olduğunu hissetmeye başlamıştı. İlk defa, kendi yaşantısı üzerindeki etkisi bu denli fazlaydı; ama buna rağmen hâlâ birçok şey onun kontrolü dışında gelişiyordu. Ancak bu, artık Valens için sorun değildi çünkü her şeyi kontrol edemeyeceğini ve etmesi gerekmediğini anlamıştı.
Hayata karşı vermiş olduğu gereksiz mücadeleyi bırakmıştı. Acaba gerçekten bırakmış mıydı bu mücadeleyi, yoksa yeni mi başlıyordu kendisiyle olan bu savaşı? Nereye kadar sürdürecekti bu iç kavgasını? Muammalar diyarında sürüklenmeye biz de Bay Valens ile beraber başlayabiliriz. Bu arada, Bay Valens size bir şeyler söylemek istiyor.
Evet, bu uzun bir yolculuk ve evet, ben de sizler gibi ilk defa bu yoldan yürüyorum. Bu yolculuk esnasında kaygılanıyorum, üzülüyorum, şüphe ediyorum, tuhaflaşıyorum, korkuyorum; ama tüm bu duyguları yaşamaya çekinmediğim için de bir yandan oldukça cesur hissediyorum. Üzerine gidiyorum, geri çekilmiyorum, utanmıyorum ve farklı olma kaygısı gütmediğim gibi, farklı olmaktan da korkmuyorum.
Bu duygu cümbüşü içerisinde dans etmekten ruhumu alıkoyamıyorum. Durduramıyorum tutkularımı ve sığamıyorum kabıma. Yani anlayacağınız, ben yaşıyorum, hayatta kalmıyorum sadece; yaşıyorum… Hissetmeye korktuğunuz tüm o çirkin duyguların tamamını, iliklerime kadar hissetmek istiyorum. Beni korkutan, kaygılandıran, tedirgin eden tüm içsel dürtülerimi tanımak istiyorum. Onlardan kaçmak için değil; onlarla birlikte yaşayabilmek için elbette.
Yükseliyorum zaman zaman, bazen de düşüyorum. Ama kendi içime doğru yaptığım bu yolculukta, aslında kendimle yaşamayı öğreniyorum. Yükseldiğimde oluşan tutkumla da, düştüğümde oluşan melankolimle de var olduğumu hissediyorum. Sizi de misafir ettiğim bu yolculukta aslında kendime dair bir şeyleri değiştirme kaygısı gütmüyorum.
Ama belki de bu yolculuğun sonunda yaşayacağım kaçınılmaz değişime de asla direnmiyorum. Bu puzzle’da parçaları ben yerleştirmek istemiyorum, onlar yerlerini kendileri bulsun istiyorum. Puzzle parçalarının, tıpkı yaşantımdaki kayıp duygular ve yitik dürtülerin zihnimde ettiği gibi ahenkli bir dansla çerçeveyi tamamlamasını bekliyorum.
Adeta Hennes Rahibeleri kadar berrak akan Mojori Nehri’ne kendini bırakmış bir samur gibi teslim oluyorum. Tıpkı onun gibi, bir yandan nehrin akışına teslim olurken, diğer yandan onun yuvasını koruduğu gibi ben de kendi benliğimi koruyorum.
Kucaklıyorum benliğime dair tüm duygularımı ve hayal ediyorum, düşlüyorum, umutlanıyorum, aydınlıklar filizlendiriyorum ruhumun derinliklerinde. Bana iyi gelmesi için bir dileğin gerçekleşmesini veya karşıma birilerinin çıkmasını beklemiyorum. Bu tuhaf yolculukta, karanlığa açtığım pencereler kadar aydınlığın düşler bahçesinde de gezinmekten geri durmuyorum. Varoluşumu ve benliğimi karanlığın mutlak tahakkümüne ya da aydınlığın eşsiz heybetine dayandırmıyorum. Eski bir yazarın dediği gibi:
“Ne bu odayı ne de bu müziği biz seçtik. Yalnızca davet edildik. O hâlde, karanlık bizi kuşatmışken yüzümüzü ışığa çevirelim. Yokluğa sabredip varlığa şükredelim. Acı bize bahşedildi ki neşeye hayran kalalım. Hayat verildi ki ölüme karşı dirilelim. Bu odayı da bu şarkıyı da biz seçmedik. Ama madem buradayız, öyleyse dans edelim.”
Bay Valens’ın araya girişlerine şimdiden alışsanız iyi edersiniz çünkü bu araya girişler giderek sıklaşabilir. Valens tüm bu hislerini ifade ederken, aslında kendi içinde yaşadığı tüm yanılsamalardan ve zıtlıklardan güç aldığını söylüyor. Giderek kendisini daha güçlü hissetmesini de, aslında kendi içindeki tezatlıklardan beslenebilmenin verdiği tatmin duygusuna borçlu olduğunu biliyor. Neyse, Valens adına daha fazla konuşmaktan çekiniyorum, iyisi mi biz yolculuğumuza, yani hikâyemize geri dönelim.
Galiluminosa sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.

merhaba ben de yazmaya yeni başladım, profilime göz atmak ister misiniz acaba? Teşekkür ederim^^
Merhabalar, yazılarınıza baktım geri dönüş yapmamı isterseniz mail atabilirsiniz.
hilalgiby7@gmail.com